KUYUCAKLI YUSUF (ÖZET)

                    TAŞRA'DA İMKANSIZ BİR AŞK


   "Yusuf ve Muazzez... Bir zamanlar kardeş olan iki aşık. Aslında           onlar hem kardeş hem dost hem de sevgililerdi."


Ben kitabı daha yeni bitirdim. Dili öyle güzel, öyle sade ki okudukça okuyasım geldi. Sabahattin Ali kaleminin hasıdır. Döktürmüş işte adam. Çok sevdim kitabı. Yusuf'un o serseri düşünür hallerini, Muazzez'in pembe entarisini, Selahattin Bey'in olgun kişiliği bende derin çukurlar kazdı. Aslında kitaptaki her bir detay, nokta dahi özenle konulmuş gibiydi. Ben her okuduğum klasiğe bağlanırım ancak bu başka. Okuduğum çoğu klasiğin mutlu sonla bitmesinden sonra bu kitabın böyle üzücü bir sonla bitmesi derinden etkiledi. Alışmışım gülümsemeye. Yusuf sevdiği kadını kaçırırken sevdiceğinin ölmesi ve Yusuf'un toprağı bıçakla kazıyıp onu gömmesi... Dokunaklı ama bir o kadar da kendine bağlayan bu kitap Taşra'da imkansız bir aşkı konu ediniyor.


YUSUF VE MUAZZEZ

Şu iki aşıktan bahsettim ya, işte onlar bu ikisi. Nasıl buldular nasıl ettiler birbirlerini anlatacağım. Yusuf fakir ve anne babası vefat etmiş yetim bir çocuktu. Annesinin ve babasının öldüğü odada onlarla birlikte kalıyordu. Yusuf biraz hissizleşmiş, birazsa her şeyden şüphe eder bir hal almıştı. Ta ki evine Kaymakam Selahattin Bey gelene kadar. Yusuf'un çocukluğu artık değişecek ve bir düzene girecekti. Anne diyebileceği bir kadın, baba diyebileceği bir adam ve kardeşim diyebileceği küçük bir kız çocuğuyla aynı evde kalabilecekti. Kaymakamın ısrarı üzere Yusuf bu eve geldi. Sıcak, hali vakti yerinde ve huzurlu bu evde yaşamını devam ettirecekti. Çocukluğu öyle böyle geçti. Ancak bu çocukluk ona ağırdı. Arkadaşım dediği kişi öldü ve bu arkadaşı aslında onun sevdiği kıza aşıktı. Yusuf bunu kaldıramazdı. Muazzez onundu. Çocuk öldüğünde üzüntü hissedemedi. Çocuğu öldüren ise onun en büyük düşmanıydı. Yusuf kendini bilmez, bir dediği birini tutmayan serseri kılıklı şahıslardan oldu olası nefret etmiştir. Şakir de onlardan sadece biriydi ve Yusuf'un deliler gibi aşık olduğu kıza kafayı takmıştı.  Ancak onunkisi aşk değil, intikamdı. Yusuf'un üzülmesi onun için en büyük servetti. Yusuf'un çocukluğu böyle inişli çıkışlı geçti. Bir delikanlı oldu. O gençliğe adımını yeni atmıştı fakat babası bellediği kaymakam çoktan bu dünyadan göçmüştü. Ve şimdi anne demediği kadın ve sevdiceği ile birlikte tek başına kalmıştı. Şimdi o evi geçindirecek ve bütün sorumluluğu üstüne alacaktı. Yusuf gençliğe adım atmadı. O yetişkinliğe adım attı. Diğer gençler gibi kaldırımın kenarına tükürmedi ya da elinde çakıyla dolaşmadı. O bir aileyi geçindirecekti. Babasının koltuğuna oturdu ama ne yazıyı ne de okumayı biliyordu. Zamanla öğrendi fakat öğrendiğiyle kaldı. Bu işler Yusuf'a göre değildi. O dört duvar arasına kapanamazdı. O özgür olmalıydı. Öyle de oldu. Yusuf şimdi at tepelerinde köyleri dolaşıyordu. Muazzez ise sabırla onu bekliyordu. Bu uzun sürmedi. Yusuf bir gün eve girdiğinde bütün düşmanlarını gördü. Karısı ise sarhoş halde yatıyordu. Etrafına uzun uzun baktı. Çıkardı tabancasını ateş etti. Muazzez hariç hepsi ölmüştü. O yaralıydı. Onu aldı kucağına bindirdi ata, kaçırdı. Ancak sadece kaçırdı. Muazzez bir ağacın altında boynundan akan kanlar onu kıpkırmızı yaptığında bembeyaz kesildi. Yusuf aldı bıçağını deşti toprağı. Sevdiceğini geride bıraktı ve önüne baktı.


   "Şimdi ilk defa bir şey istiyor, korkunç bir şiddetle istiyordu."

Yorumlar